Jetonlu Telefonlar Çağından Kalan
Gömleğimin üst düğmesini açık bıraktım bu gece,
İçimdeki o eski, nefessiz çocuk biraz havalansın diye.
Sokak lambaları sarı, küflü bir ışık kusuyor kaldırımlara;
Herkes kendi anahtarının arkasında, kendi emniyetinde...
Bir ben sığamadım şu beton odaların taksitli huzuruna.
Büyümek dedikleri, insanın kendi sesinin yabancısı olmasıymış meğer.
Eskiden dizimiz kanardı, annemin nefesi değer geçiverirdi;
Şimdi göğsümün ortasında dilsiz bir et sızlıyor.
Anneme söylesem üzülür, sussam odamda bir kış birikiyor;
İnsan annesinden uzaklaşınca, dünya demir bir panayır yeriymiş meğer.
Cebimde eski bir anahtar var; açmadığı o kapılar çoktan yıkıldı, un ufak oldu.
Birkaç yüz, birkaç numara silindi zihnimin yırtık rehberinden;
Bazı insanlar sadece bir takvim yaprağı gibi koptu ve gitti hayatımdan.
Ne nefretim var onlara ne de geri dönecek bir hevesim;
Sadece, bazen eski bir şarkı çalınca o paslı radyoda,
O şarkıyı dinlediğim yaşımı özlüyorum, o insanları değil.
Adımlarımı saymıyorum artık, nereye sapsa yabancıyım bu şehre.
Vitrin camlarında duran o yorgun siluet benim olamaz;
Benim yüzüm daha çocuktu, daha gülmeye meyilliydi son otobüse binerken.
Şimdi bir ceketin sol cebinde taşınan o yarım kalmışlık sızısıyla,
Kuşların uyanmasını bekliyorum bir dükkan kepenginin demirinde.
Biliyorum, sabah olunca simitçinin çığlığı bölecek bu sisli dumanı.
Herkes yine bir telaşın peşine düşecek, ekmek kokacak sokaklar;
Ben de bir çay söyleyeceğim kendime, rengi en koyusundan.
Çünkü insan ne kadar unutulursa unutulsun bir köşede,
Cebindeki o son kırık düşü, güneşe serip kurutmadan ölmüyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.