Her Minare Bir Elif Serinliği
Sen olmasaydın ey nazenin minarem,
Yüzümüzü kızartan taş yığınlarına mahkûmduk.
Kulaklarımızı dolduran o sûzişli nağmelerin olmasa,
Kim bilir halimiz nice olurdu?
Seni reddetmek, Nemrut’un safında durup
Babil Kulesi’ne tırmanırken alçalmaktır.
Sana karşı durmak;
Firavun’a taş taşıyıp Musa’nın Rabbini yalanlamaktır.
Sana düşman olmak;
Kızgın güneş altında bir kölenin göğsüne kaya kazımaktır,
Gökdelenlerin altında ezilen insanlığı
Bir kez daha ayaklar altına almaktır.
Sen göğümüzü süsledikçe ağarır seherlerimiz,
Seninle doğrulur başımız, seninle aydınlanır yolumuz;
Ve seninle ulaşır yerdeki secdeler gökteki rahmete.
Toprağın altından çıkarıp ellerimizle yoğurduğumuz bu çamur,
Kendi hamurumuzun tevazusunu unutturdu bize çağlar boyunca.
Neden başımızı eğip toprağa bakmak varken bükülmez dizlerimiz?
Neden asumana dikildi gözlerimiz,
hangi hırsın feryadıdır bu?
Göklerin tek sahibine meydan okumak için dizildi o mağrur taşlar;
Nemrut’un emriyle yükselen kule,
sanır mısın bir mimar hüneridir?
Yıldızlarla yarışmak değil,
küfrün gölgesini salmaktı tek niyeti...
Şimdi yerinde derin bir çukurdan
ve nefretli bir namdan başka ne var?
Hâmân pişirdi balçığını,
tuğlalarla firavun katına erişti,
"Ben sizin tanrınızım!" diyen kibir,
Musa’nın Rabbini aradı orada.
Oysa kulenin tepesinden okunan ilim,
onu denizin dibinden kurtaramadı;
Gökyüzünü utandıran o hayâsız isyandan geriye
tek iz kalmadı bugün.
Ve sen ey nazenin minarem!
İsyana değil, itaate çağıran elif duruşlum...
Köle Bilal’in bağrında sakladığı kutlu emaneti
Beş vakit şehre haykıranım...
Neccaroğulları’ndan bir kadının damında yankılanan
ilk ezan neşesi,
Abdullah’ın ve Ömer’in rüyasından
Mescid-i Nebevî’ye düşen ilk nur!
Sinan’ın çizgisinden şehirlerin siluetine işlenen
Peygamber sevdasıdır bu;
Hz. Peygamber’in mübarek kalbinden geçen duaları
göğe ulaştırma gayesi...
Gök kubbede edeple durup duaları toplaman
ve rahmet diye serpmen yere,
Etrafında köpüren dünyalık sayılara inat
"Allah bir!" diye haykırışındır!
Bugünün gökdelenleri,
o eski zalimlerin kötü ruhunu saklar içinde hâlâ;
Güzelliklerin üzerine basarak yükselir,
hayamızın göklerini deler durur.
Gözlerimizi yoran,
ruhumuzu sıkan o zulmet kuleleri kibrin boyunu arttırır,
Gökyüzünü karanlığa bürüyüp
insanoğlunun utancını katlar her geçen gün.
Topraktan kopup göğe dikilen her soğuk taş yığını,
İnsanın kendi içindeki derin boşluğu gizleme telaşıdır.
Yükseldikçe küçüldüğünü unutan o mağrur insanoğlu,
Kendi inşa ettiği hapishanelerde sıcaklığı kaybetmiştir.
Bir yanda gökleri delerken
edebi çiğneyen beton kuleler,
Diğer yanda secdeden aldığı ilhamla
semaya el açan minareler...
Biri toprağa basmaktan utanan bir kibrin meşum sembolü,
Diğeri toprağa eğilen başların göğe yükselen feryadıdır.
Yüzyıllar geçti de değişmedi o kadim heves ve iddia,
Gök kubbeyi aşma arzusu yine aynı hırsın kölesidir.
Oysa ne kuleler kalıcıdır bu yeryüzünde,
ne dev saraylar;
Babil’in harabelerindeki kibir,
bugün cam giyinip yürür...
Şehirleri kuşatan bu kasvetli kulelerin tam ortasında,
Yönümüzü şaşırtmayan,
ruhumuzu daraltmayan tek çizgi var:
Minarenin göğe uzanan o nazenin duruşu
kul olmayı hatırlatır,
Ve fırtınalı bir denizde kaybolan kalplere
her vakit liman olur.
Öyleyse düşsün göklerin gölgesi toprağın bağrına,
Sunsun her minare bir elif serinliği kibrin yangınına.
Bırakın cam giyinsin varsın,
yıkılacak olan o kuleler;
Bizim yönümüz Kâbe,
sığınağımız gökteki rahmettir.
Dünya unutsa da kul olmayı,
taşlar unutsa da edebi,
Kıyamete kadar gökyüzüne atılmış
en güzel imza kalacaksın ey minare!
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.