Çeyiz Sandığında Kış Muhafızı
Sarkaç vuruyor göğsüne ahşap saatin,
Tık. Tık. Tık.
Mutfakta radyo ölüsü bir uğultu,
Çaydanlıkta kireçlenen bekleyişler.
Perde arkasından sızan o kısık sokak lambası,
Duvardaki solgun vesikalıktan söküyor adamın yüzünü.
Kadın, elindeki bayat ekmeği ufalıyor masaya;
Serçeler bile uyumuş bu saatte,
Kuşların bile unuttuğu bir çatlakta donuyor zaman.
Burada yalnızca koridorun dik, köşeli dilsizliği,
Yalnızca tül perdelerin arkasında büyüyen pas rengi akşam.
Dikiş kutusunda düğümlenmiş bir ipek iplikti geçmiş,
Hangi hırkayı söksek, altından hep bu evsizlik çıktı.
Kadın büküyor dizlerini soğuk muşambaya,
Parmaklarında ip kesiği,
Kalbinde teyel yerlerinden patlayan eski, gizli sızı.
Gözlerini kırpmıyor hiç;
Çünkü kırpsa, tavan arasındaki o karanlık kedi
Yutacak odanın cılız gaz lambasını.
Karşı tepede isli pencereler, fabrikaların soğuk siluetleri,
Hepsi birer kibrit kutusu gibi dizili ufka.
Orada ömürler bitiyor, evet, makinelerin gürültüsünde,
Ama kadınlar burada, o yabancı kışın gölgesini siliyor her sabah sehpalardan.
Bir çeyiz sandığının küf kokan ağır kapağında,
Gençlik, güve yenikli bir dantel şimdi.
Saat dördü vuruyor.
Kapı esniyor ayazın ağırlığından,
Paspasın üstünde gurbetten düşmüş iki kuru çam iğnesi.
İlk banliyö treni geçecek birazdan arka bahçeden,
Sallayacak vitrindeki ucuz porselen fincanları.
Kadın yatağın soğuk tarafına elini uzatacak,
Kendi buğusunda boğulan pencerelere bakıp,
Sırf fincanlar kırılmasın diye
Kalbini donduracak göğsünün kafesinde.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.