
Bir orkestra düşünün, ancak kemanlar makarna pişirme
çubukları, davullar ise boş peynir tenekeleri. İşte insanın aşkı arayışı tam
olarak böyle, eğlenceli ve sürpriz dolu olmalıydı!
Sami Biberoğlu, aşkı bir kedi videosunda bulmuş gibi gözleri
parıldarken, "Aşk, tıpkı kedilerin lazer ışığının peşinden koşması
gibi!" derdi. Oysaki bir kez âşık olan Sami'nin gözleri, her kedide farklı
bir lazer ışığı ararken komşunun köpeğiyle burun buruna geldiğinde tüm melodisi
bir hav hav senfonisine dönüşürdü.
Mehmet Fikret ise bir filozof edasıyla aşkın anlamını sorgulardı.
"Aşk bir simit midir yoksa börek mi? Çayın yanında hangisi daha iyi
gider?" Ahmet Zeytinci ise "Mehmet, aşk çaysız yenmez,
biliyorsun!" diye cevap verirdi.
Ahmet'in aşk anlayışı ise biraz farklıydı. Ona göre, aşk
tıpkı pazar alışverişinde en iyi karpuzu seçmek gibiydi. Üç kere tıklatmak,
sesi dinlemek ve en sonunda yanlış bir tanesini seçip eve gelmek! Ama bu bile
Ahmet'in neşesini bozmaz, her zaman "Bu sefer bulacağım!" derdi.
Sami, Mehmet ve Ahmet kapıdan girer girmez, büyük bir
gülümsemeyle onlara yöneldim ve sordum "Beyler, hoş geldiniz kahve mi
içersiniz, çay mı? Yoksa size ev yapımı iksirlerimden birini mi ikram
edeyim?"
Sami hemen atılır: "Eğer o iksirler, geçen seferki gibi
yeşil dumanlar çıkarıyorsa, ben bir kahve alayım!"
Mehmet, derin düşüncelere dalmış gibi yaparak: "Ah, bu
hayatın anlamı gibi zor bir seçim... Kahve mi, çay mı? Hangisi ruhuma daha
fazla huzur verir?"
Ahmet, her zamanki şakacılığıyla: "Ben sadece fincanın
dibinde kalan telvesi için kahve alıyorum! diye kahkahalarla ekledi.
Sami, tarihi konulara olan derin sevgisiyle masanın
başköşesine oturur ve heyecanla anlatmaya başlar: "Arkadaşlar, bir
düşünün, eğer Osmanlı İmparatorluğu'nun kahve ile tanıştığı ilk günlerde
yaşasaydık, kahveye 'Kızartılmış Fasulye İksiri' derdik!"
Mehmet, aşkta engin tecrübeleriyle gülümseyerek söze girer:
"Sami, tarih güzel de, ben size anlatayım, aşk da bir tarihi vardır. İlk
kez âşık olduğumda, kalbim tam bir maraton koşucusu gibiydi; her an podyumda
birinci olmayı beklerdim ama ayağım hep taşlara takılırdı!"
Ahmet ise her konuda engin bilgisiyle olaya dahil olur:
"Bakın, ben diyorum ki kahve veya çay seçimi önemli değil, önemli olan
yanında yiyeceğimiz kek! Siz hiç, çayın yanına kahve kekini denediniz mi? İşte
o zaman aşkta da, tarihte de tüm doğru notaları çalmış olursunuz."
Ahmet bir anda duraksar ve gülerek ekler: "Tabii, eğer
benim gibi çayın içine yanlışlıkla tuz atmazsanız!" Bu lafın ardından
herkes kahkahalara boğulur, çünkü Ahmet'in yemek konusundaki talihsizliği
herkesin dilindedir.
Mehmet, aşkta usta olduğu kadar, şiirin büyüsünü de çok
severdi. Bu yüzden, Sami'nin tarih anlatımının ardından, içini bir coşku
kapladı ve gözleri parıldayarak konuşmaya başladı:
"Arkadaşlar, aşkın ve hayatın melodileri şiirde daha da
anlamlı hale gelir. Aşkın bu ezgisi, bazen bir şiirin dizelerinde
saklıdır."
Ahmet, her konuda olduğu gibi burada da espriyi patlattı:
"Mehmet, şiirler güzel de, ben şimdi çayın yanında şiir okusam midem doyar
mı? Hadi bir şiir oku da, aşka doyalım bari!"
Mehmet, içindeki romantizmi ve mizahı harmanlayarak bir şiir
mırıldandı:
> "Çayın yanına bir şiir kondurdum, > Kalbinize
aşkın nağmesini sundum, > Ahmet bu satırlarda kahkaha bulur, > Sami ise
tarihten bir sayfa koparır."
Sami, Mehmet'in şiirine bayıldı ve hemen ekledi: "Tam
bir tarihî destan gibi olmuş Mehmet! Belki de bu şiirin bir köşesinde eski
dönemlere atıf yapmalısın."
Ahmet ise kahkahalarla: "Bu şiirle hem çay hem de aşk
güzel gider! Sadece kahve yanına kek lazım, o kadar."
Herkes kahkahalarla dolu keyifli sohbetlerine devam ederken,
aşkın ve dostluğun melodisi her satırda yankılanıyordu.
Adaşım Mehmet Fikret.
Seynâh pâreler dökülür yârân sinelere,
Fikirler düzmüş
hayâller, hayra güler kimse
Sami tarih dersi verir, mehterân misali,
Mehmet aşkın târifiyle düştü kara mâsari.
Türkçesi
Senin aklının parçaları dökülür, dostların gönüllerine,
Düşünceler düzülmüş
hayaller, kime güler kimse.
Sami tarih dersi
verir, mehter takımı misali,
Mehmet aşkın tarifini yapar, şen neşesiyle.
Ahmet, "Yâ, çay mı kahve mi içersin?" derdi eşyâri.
Her âlemde dost olası, bir hoş sohbet eder, Gönülleri şen şakrak, kârî aşk
misâli eker.
"Yâ, çay mı kahve mi içersin?" derdi eşyâri.
"Ya" yani "hey" diye hitap ederek
arkadaşına seslenir ve "çay mı kahve mi içersin?" diye sorar.
"Eşyâri" burada esprili bir şekilde konuşan kişiyi ifade eder.
Her âlemde dost olası, bir hoş sohbet eder,
Her ortamda dost olmayı becerebilecek birinin, hoş sohbet
ederek etrafındaki insanları eğlendirmesini anlatır.
Gönülleri şen şakrak, kârî aşk misâli eker.
Bu kişi, yaptığı sohbetlerle etrafındaki insanların
gönüllerini neşelendirir ve tıpkı aşk gibi kalplere mutluluk tohumları eker.
Sami'nin aşkla ilgili tarih anlatımı her zaman ilgi
çekiciydi. Gözleri parıldayarak, derin bir nefes aldı ve başını yukarı
kaldırarak söze başladı:
"Arkadaşlar, tarihte aşk, tıpkı savaşlar gibi büyük önem
taşır. Düşünün, Mısır'da Kleopatra ile Marcus Antonius'un aşkı bir milat
gibiydi. Ve tabii ki Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin... Aşk öyküleri tarihin
sayfalarında yer etmiş, nice gönülleri titreten hikayeler."
Mehmet, Sami'nin heyecanını paylaşırcasına: "Ah Sami,
aşkın tarihini dinlemek de, yaşamak kadar güzel. Fakat sence modern zamanlarda
aşk daha mı karmaşık oldu?"
Sami, düşünceli bir şekilde: "Aslında aşk, her dönemde
kendi zorluklarını ve güzelliklerini barındırmıştır. Ama bir şey değişmedi; her
zaman kalbin en derin yerlerine dokunmuştur. İşte bu yüzden aşk, tarihte hep
var olacak."
Ahmet, şakacı bir ifadeyle: "Tamam Sami, aşk tarihi
güzel de, sen hiç tarihte çayın yanında kurabiye ikram edilen bir aşk hikayesi
duydun mu?" Herkes bu şakayla gülüşmeye başladı, Sami de dahil.
Sami, gülerek: "Ahmet, belki de tarihin büyük aşıkları,
senin gibi pratik detaylara dikkat etmeyi unuttular!"
Sami, aşkın tarihinden bahsederken bu sefer farklı bir
metafor kullanarak: "Arkadaşlar, aşk tıpkı bir bahçe gibidir. Her insanın
kalbinde bir bahçe vardır ve bu bahçede çeşitli çiçekler yetişir."
Mehmet, heyecanla: "Evet Sami, aşkın ilk filizlendiği
an, tıpkı bir tohumun toprakla buluşması gibidir. İyi bakıldığında, bu tohum
büyür, gelişir ve rengarenk çiçekler açar."
Ahmet, kendine has mizahi tarzıyla: "Tamam Mehmet, güzel
dedin ama unutmamak lazım, bu bahçede bazen de yabani otlar çıkar! İşte o zaman
bir bahçıvan gibi onları temizlemek gerekir ki aşk bahçemiz hep güzel
kalsın."
Sami, gülümseyerek: "Doğru Ahmet, aşk bahçesinin
bakımını ihmal etmemek lazım. Güneş ışığı ve su gibi ilgi ve sevgi vermek,
çiçeklerin solmamasını sağlar. Fakat bazen, aşk bahçemizdeki en güzel çiçek
bile solabilir."
Mehmet, derin bir iç çekerek: "Ah, o zaman yeni bir
tohum ekmek, yeni bir aşk bulmak gerek. Her biten aşk, bize yeni bir başlangıç
için cesaret verir."
Ahmet, kahkahalarla: "Ben de diyorum ki, aşk
bahçemizdeki çiçeklerin yanında, bir de güzel bir kahve ağacı dikelim. Her
sabah kahvemi bahçemde toplamak müthiş olurdu!"
Tam o anda, evin küçük kızı Rüya içeriye girdi. O tatlı
gülümsemesiyle misafirlerin ellerini öpüp içtenlikle, "Kahveyi ben
yapacağım" dedi. Şaşkınlıkla karışık bir mutluluk yayıldı odaya.
Sami, sevecen bir bakışla: "Rüya, senin elinden kahve
içmek bizim için büyük bir keyif olacak!" dedi.
Mehmet, gözlerinde sevgi dolu bir pırıltı ile: "Rüya'nın
yaptığı kahveyle, aşk üzerine konuşmalarımız daha da tatlanacak."
Ahmet ise, gülerek: "Rüya, senin yaptığın kahveyle belki
şiirlerimiz daha ilham verici olur. Hem kim bilir, belki de senin kahven aşk
bahçemizdeki en güzel çiçek olur!"
Rüya, bu iltifatlarla daha da mutlu oldu ve heyecanla kahve
yapmaya koyuldu. Misafirlerin gözlerindeki gülümseme, küçük kızımızın samimi
jestiyle daha da genişledi.
Küçük bir gülümsemeyle, Rüya girdi içeriye, Adaşım Mehmet
Fikret.
Tatlı elleriyle misafirlere uzandı kahveye.
Gönüller neşeyle doldu, şenlendi sohbetler,
Küçük bir kızın sevgi dolu sözleriyle ne tatlıdır bu evler.
Sami, tarih kokan sözleriyle hayran kaldı,
Mehmet, aşka dair dizelerle ruhunu sardı.
Ahmet, kahkahalarla şiirleri süsledi,
Rüya'nın yaptığı kahveyle dostluklar beslendi.
Her yudumda bir sıcaklık, her sözde bir muhabbet,
Küçük Rüya'nın kahvesiyle, doldu kalpler muhabbet.
Aşk bahçelerinde çiçekler, tarih sahnelerinde destanlar,
Bu evde her şey sevgiyle, muhabbetle canlanır.
Kul Mehmet sofran bereketle dolsun gönlün heyecanlanır