Kokusu Hâlâ Oradaydı


Kokusu Hâlâ Oradaydı

 

Otobüs terminalinin üst katındaki çay ocağının önündeki plastik sandalyelerden birine oturmuş, elimdeki ince belli bardağı tutuyordum ama içmiyordum. Çayın buharı yüzüme çarpıyor, gözlerimi daha da yakıyordu. Belki buhar, belki başka bir şey.“Ankara’ya yeniden iş bakmaya gidiyorum” demiştim. Cümle o kadar kuru çıkmıştı ki ağzımdan, sanki bir iş ilanı okuyormuşum gibi. O da “Hımm” demişti sadece. Sonra ikimiz birden aynı anda bakışlarımızı kaçırmıştık. Aynı anda. Sanki önceden prova edilmiş bir sahne gibi. Ben sağdaki kırık neon tabelaya, o soldaki martı pisliğiyle boyanmış camekâna bakıyorduk.

İkimiz de birbirimizin gözlerine bir daha bakarsak, o son kırılgan şeyin gerçekten kırılacağını biliyorduk. O şeyin adı yoktu zaten. Aşk da değildi tam, özlem de, alışkanlık da. Belki hepsinin birazı, belki hiçbirinin tamamı. Adı olmayan şeyler en çok acıtıyor insanı. Terminalin hoparlörü cızırdadı: “Konya-Ankara seferimiz 15 dakika sonra hareket edecektir. Yolcularımızın otobüse geçmelerini rica ederiz.”İkimiz de yerimizden kıpırdamadık.
Sanki hareket edersek, zaman gerçekten başlayacak, bu garip, askıda kalmış beş dakika sonsuza kadar uzamayacaktı. Elini tuttum. Parmakları soğuktu ama avuç içi ateş gibi yanıyordu. O da benimkini sıktı, çok sıkı değil, ama bırakmayacak kadar sıkı. Sonra birden bıraktı. Sanki elimi tutmaya devam ederse beni gerçekten Ankara’ya göndermiş olacağını sandı. “Ya bulamazsan işi?” dedi sessizce.

Sesi titriyordu ama ağlamıyordu. Henüz. “Bulurum herhalde” dedim. Yalan değildi. Bulurdum büyük ihtimalle. Ama asıl mesele iş değildi ki. Asıl mesele, bulsam bile o işin beni ondan daha az üşütecek bir yer olup olmayacağıydı. Bir sigara yaktı. İlk nefesi çektiğinde dumanı üflerken gözlerini kapadı. Sanki dumanın içine saklanmak istiyormuş gibi. Sonra bana uzattı. Almadım. O da üstelemedi. “Ben burada kalıyorum işte” dedi.
Sanki bunu ilk defa söylüyormuş gibi. Sanki ben bilmiyormuşum gibi.“Biliyorum” dedim. Bir sessizlik daha. Bu seferki sessizlikte martılar bile sustu sanki. Terminalin bütün gürültüsü bir anlığına çekildi. Sadece çay ocağının tüpünün mavi alevi çıtırtısı ve uzaktan gelen bir çocuğun ağlaması. Sonra birden ayağa kalktı. Ben de kalktım. Karşılıklı durduk. Aramızda bir adım bile yoktu ama kilometrelerce mesafe vardı.“Üşürsün diye” dedi, boynundaki gri atkıyı çözüp bana uzattı. “Al şunu.”“Sen üşürsün” dedim.“Ben alıştım” dedi ve zorla tutuşturdu elime.
Atkı sıcaktı. Onun kokusu vardı. Saç kremi, sigara, biraz da ter. En güzel kokusu buydu zaten. O an birbirimize bakmayı bıraktık yine. Ben terminalin camından dışarıdaki gri gökyüzüne, o yerdeki ezilmiş izmarite. İkimizin de gözleri nemliydi. Ama ağlamadık. Ağlamak, vedalaşmayı kabul etmek olurdu. Biz hâlâ kabul etmemiştik sanki. Henüz. Otobüsün kapısı açıldı. Şoför bağırdı: “Son yolcuu!”O bir adım geri attı. Ben bir adım öne.“Görüşürüz” dedim. En yalan cümlelerden biriydi ama başka ne diyebilirdim ki?“Görüşürüz” dedi. Aynı yalan, aynı ağızdan. Merdivenlere doğru yürüdüm. Her basamakta arkama bakmak istedim ama bakmadım. Çünkü biliyordum: O hâlâ orada duruyordu. Nemli gözlerle, benim göremediğim bir noktaya bakıyordu. Belki martı pisliğine, belki kırık neona, belki de sadece kendi içindeki büyük, sessiz yarığa. Otobüs hareket ettiğinde camdan dışarı baktım. Terminal küçülüyordu. O küçülüyordu. Sonunda sadece gri bir siluet kaldı. Elini hafifçe kaldırmıştı. Belki bana, belki martılara, belki sadece havaya doğru. Atkıyı burnuma götürdüm.

Kokusu hâlâ oradaydı. Ama birazdan o da gidecekti. Tıpkı onun gözlerindeki nem gibi, benim içimdeki sıcaklık gibi, “görüşürüz” demenin taşıdığı bütün umut gibi… Yavaş yavaş, Ankara’ya doğru giden bir otobüste, başka birinin kokusuna sarılıp, kendi kendime fısıldadım:“Belki bir gün… İkimiz birden aynı anda… Aynı noktaya bakmayı bırakıp… Yeniden birbirimize bakarız. ”Ve o gün geldiğinde, belki gözlerimiz artık nemli olmaz. Belki sadece gülümseriz.
Hafif, yorgun, ama gerçek bir gülümsemeyle. Belki. Şimdilik sadece nemli gözlerle, başka noktalara meyletmeyi biliyoruz. Ve bu da, bir bakıma, hâlâ seviyor olmanın en dürüst hâli bence. Sizce? Vesselam.

Mehmet Aluç

 


( Kokusu Hâlâ Oradaydı başlıklı yazı kul mehmet tarafından 19.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu