İçimizdeki Dilsiz Hayaltler


"İnsanın dili kalbindekini tercüme edemediğinde, kalp dilsiz bir mahkûma dönüşür." — Halil Cibran

Henüz yedi yaşındaydı; hayatın en soğuk ve karanlık yüzüyle tanıştığında boyundan büyük bir kederin altında eziliyordu. Babasının hastane odasındaki bembeyaz çarşaflar arasında, her nefeste biraz daha incelen yaşam bağının kopuşuna tanıklık etti. Cenaze töreninde, küreklerden dökülen toprağın tabutun üzerine çarptığı tok sesi duyduğunda, varlığının bir parçasının da karanlık çukura gömüldüğünü hissetti.

Boğazında düğümlenen, yutkunsa geçmeyen, bağırsa çıkmayan sert yumrunun ne olduğunu bilmiyordu. Çevresindeki yetişkinler birbirine sarılıp hıçkırırken, çocuk bir buz kütlesi gibi donmuştu. Annesi, gözlerinde fer kalmamış bir halde yanına gelip, "Neden öylece bakıyorsun, neden bir damla yaş dökmüyorsun?" diye sorduğunda; yavrucak, elinde sımsıkı tuttuğu en sevdiği oyuncak kamyonunu tüm gücüyle duvara fırlattı. Kamyon parçalandı, plastik tekerlekler odanın köşelerine savruldu.

Aslında hissettiği şeyin adı yastı; ama adını bilmediği bu canavarı öfke sanıyordu. Yıllar sonra bir yetişkin olduğunda bile, ne zaman bir veda ile karşılaşsa, ne zaman bir terk edilme acısı duysa, bir şeyleri kırmak, yakıp yıkmak isteyecekti. Çünkü varlığı, o ilk günün isimsiz acısına yanlış bir tercüme yapmıştı.

Adı konulmamış her duygu, insanın içinde dilsiz bir hayalet gibi dolaşır ve en sonunda sahibini yanlış limanlara sığınmaya sürükler. İnsanoğlu, yeryüzüne çıplak ve dilsiz geldiğinde sadece ağlamayı bilir. Sonra kelimeleri öğreniriz: Ekmeği, suyu, gökyüzünü... Ancak iş kendi kuytularımıza geldiğinde, çoğumuz koca bir ömrü duygu cahili olarak tamamlarız. Bir edebiyat dergisinin sayfalarında gezinirken bile aslında yazarın, bizim adlandıramadığımız bu sancıyı kâğıda döküşüne hayran kalırız.

Kendi içimizde konuşamadığımız dili bir başkasının kaleminde bulduğumuzda nefes almaya başlarız. Duygunun adını bilmemek, zifiri karanlık bir odada el yordamıyla keskin bıçaklar tutmaya benzer. Elimiz kanar ama bizi kesen şeyin ihanet mi, yetersizlik mi yoksa yalnızlık mı olduğunu seçemeyiz. Çünkü isimlendirmek, ehlileştirmektir. Adını koyduğumuz her canavar, belirsizliğin korkunç gücünü kaybeder; biraz daha küçülür ve bakılabilir, göğüs gerilebilir bir mesafeye çekilir.

Eğer yas tutan bir insan, kalbindeki boşluğa suçluluk adını verirse; ömrünü hiç işlemediği günahların kefaretini ödeyerek, kendini cezalandırarak geçirir. Oysa o hissin gerçek adı, sadece sevginin artık gidecek bir adres bulamamasıdır. Duygularımızın adını bilmediğimizde yanlış anahtarlarla yanlış kapıları zorlarız. Acıyı dindirmek için hırsa sarılır, korkuyu gizlemek için kibre bürünürüz. Bu yanlış çeviriler, bizi özümüzden koparıp kendimize yabancılaştırır.

Bir insan, içinde yankılanan derin uğultunun melankoli olduğunu anladığında artık o sese şiirle, müzikle, resimle ya da sadece susarak cevap verebilir. Ama uğultuyu bir arıza sanırsa, onu susturmaya çalışırken kendi sesini de boğar. Bizler, hislerimize doğru isimleri bahşettiğimiz ölçüde özgürleşiriz.

"Bütün acılar, onları bir hikâyeye dönüştürdüğümüzde ya da onlar hakkında bir hikâye anlattığımızda katlanılabilir hale gelirler." Diyor, Isak Dinesen

Sonuçta hepimiz, kalbimizin en kuytu köşesinde henüz tanışmadığımız, adını koyamadığımız bir acıyla bekliyoruz. Duyguyla kavga etmek veya onu halının altına süpürmek yerine, bir çocuğun elini tutar gibi tutmalı ve sormalıyız: "Senin adın ne?" İşte o zaman, küçük çocuğun elindeki kırık oyuncak kamyonun parçaları yerine oturur. Gözyaşı bir zayıflık değil, varlığın en berrak lisanı olur.

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ


( İçimizdeki Dilsiz Hayaltler başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 18.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu