Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 25.02.2026
Vaktiyle bir
neyzen, ormanın derinliklerinde sükûnet içinde neyini üflerken, yanına bir
yabancı gelmiş. Yabancı, neyzenin parmaklarındaki hıza bakmış; "Ne kadar
çeviksin," demiş. Sonra çıkan sese kulak vermiş; "Ne kadar makul bir
ezgi," demiş. Ama en son, neyzenin gözlerinden süzülen bir damla yaşı
görünce, hiçbir şey demeden yanına çökmüş ve o da ağlamaya başlamış. Neyzen
neyi bırakmış ve "Gözümün hareketini herkes gördü, aklımın matematiğini
herkes duydu; ama sadece ruhumdaki sızıyı tanıyan yanıma oturabildi,"
demiş. Çünkü göz bir resme, akıl bir mantığa, ruh ise ancak kendi rengine
meyleder.
Sevmek, modern
dünyanın bize öğrettiği gibi sadece bir "beğeni" ya da
"uyum" meselesi değildir. Şems-i Tebrizi’nin o deruni tespiti, insan
ilişkilerinin katmanlarını birer birer önümüze serer. Göz, doğası gereği ışığa,
parıltıya ve "hoşuna gidene" meyleder. Bir çiçeğin rengi, bir yüzün
simetrisi ya da bir eşyanın şatafatı gözü doyurur ama ruhu aç bırakır. Gözün
sevdiği, bir mevsimliktir; yaprak döküldüğünde, ışık söndüğünde o sevgi de
karanlığa karışır.
Akıl ise daha
seçicidir; kendini anlayanı, dilini çözeni, dünyayı kendi penceresinden görenle
yan yana gelmeyi sever. Akıl, güvenli limanlar arar. Bir kitabın sayfalarında
ya da bir masanın etrafında, kelimelerin dansıyla kurulan o bağ, aklın sevgi
biçimidir. Ancak akıl dahi, insanı bir yere kadar taşır. Menfaatler
çatıştığında ya da mantık silsilesi kırıldığında, aklın sevdiği de sarsılmaya
başlar.
Oysa ruhun
sevme biçimi, her türlü mantığın ve görselliğin ötesindedir. Ruh, kendine
benzeyenden başkasını tanımaz. Bu benzeyiş, fiziksel bir benzerlik değil, aynı
deruni sancıdan geçmek, aynı hüzünle demlenmek, aynı sessizlikte buluşmaktır.
Memleketimizin o eski ve bilge topraklarında söylenilen "Gönül gönüle
karşıdır" sözü, işte bu ruhsal aynalığın bir yansımasıdır. İnsan,
milyarlarca yabancının arasında neden birine "yakın" hisseder? Çünkü
ruh, kendi frekansını, kendi yarısını, kendi asli gurbetini bir başkasının
bakışında bulmuştur.
Şems-i Tebrizi şöyle der: "Göz hoşuna gideni
sever, akıl kendini anlayanı sever, ama ruh kendine benzeyenden başkasını
sevemez."
Bu söz, bize
sahte yakınlıklardan kurtulmanın anahtarını verir. Bizler, çoğu zaman gözümüzü
doyuranların ya da aklımızı onaylayanların peşinde yoruluyoruz. Oysa gerçek
huzur, ruhumuzun o sessiz ve derin iklimine benzeyen birine rastladığımızda
başlar. Bir ruhun diğerine "evim" demesi, onunla aynı dilden
konuşması değil, aynı suskunluğu paylaşabilmesidir. Kapitalist dünyanın o
pırıltılı sahneleri gözümüzü boyarken, bizler ruhumuzun kadim ve hüzünlü
aynasını bulmakla mükellefiz. Ancak o zaman sevmek, bir tüketim nesnesi
olmaktan çıkıp bir varoluş mucizesine dönüşür.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz Dinç
Yazarın
Önceki Yazısı