Aynadaki Yankı


Vaktiyle bir neyzen, ormanın derinliklerinde sükûnet içinde neyini üflerken, yanına bir yabancı gelmiş. Yabancı, neyzenin parmaklarındaki hıza bakmış; "Ne kadar çeviksin," demiş. Sonra çıkan sese kulak vermiş; "Ne kadar makul bir ezgi," demiş. Ama en son, neyzenin gözlerinden süzülen bir damla yaşı görünce, hiçbir şey demeden yanına çökmüş ve o da ağlamaya başlamış. Neyzen neyi bırakmış ve "Gözümün hareketini herkes gördü, aklımın matematiğini herkes duydu; ama sadece ruhumdaki sızıyı tanıyan yanıma oturabildi," demiş. Çünkü göz bir resme, akıl bir mantığa, ruh ise ancak kendi rengine meyleder.

Sevmek, modern dünyanın bize öğrettiği gibi sadece bir "beğeni" ya da "uyum" meselesi değildir. Şems-i Tebrizi’nin o deruni tespiti, insan ilişkilerinin katmanlarını birer birer önümüze serer. Göz, doğası gereği ışığa, parıltıya ve "hoşuna gidene" meyleder. Bir çiçeğin rengi, bir yüzün simetrisi ya da bir eşyanın şatafatı gözü doyurur ama ruhu aç bırakır. Gözün sevdiği, bir mevsimliktir; yaprak döküldüğünde, ışık söndüğünde o sevgi de karanlığa karışır.

Akıl ise daha seçicidir; kendini anlayanı, dilini çözeni, dünyayı kendi penceresinden görenle yan yana gelmeyi sever. Akıl, güvenli limanlar arar. Bir kitabın sayfalarında ya da bir masanın etrafında, kelimelerin dansıyla kurulan o bağ, aklın sevgi biçimidir. Ancak akıl dahi, insanı bir yere kadar taşır. Menfaatler çatıştığında ya da mantık silsilesi kırıldığında, aklın sevdiği de sarsılmaya başlar.

Oysa ruhun sevme biçimi, her türlü mantığın ve görselliğin ötesindedir. Ruh, kendine benzeyenden başkasını tanımaz. Bu benzeyiş, fiziksel bir benzerlik değil, aynı deruni sancıdan geçmek, aynı hüzünle demlenmek, aynı sessizlikte buluşmaktır. Memleketimizin o eski ve bilge topraklarında söylenilen "Gönül gönüle karşıdır" sözü, işte bu ruhsal aynalığın bir yansımasıdır. İnsan, milyarlarca yabancının arasında neden birine "yakın" hisseder? Çünkü ruh, kendi frekansını, kendi yarısını, kendi asli gurbetini bir başkasının bakışında bulmuştur.

Şems-i Tebrizi şöyle der: "Göz hoşuna gideni sever, akıl kendini anlayanı sever, ama ruh kendine benzeyenden başkasını sevemez."

Bu söz, bize sahte yakınlıklardan kurtulmanın anahtarını verir. Bizler, çoğu zaman gözümüzü doyuranların ya da aklımızı onaylayanların peşinde yoruluyoruz. Oysa gerçek huzur, ruhumuzun o sessiz ve derin iklimine benzeyen birine rastladığımızda başlar. Bir ruhun diğerine "evim" demesi, onunla aynı dilden konuşması değil, aynı suskunluğu paylaşabilmesidir. Kapitalist dünyanın o pırıltılı sahneleri gözümüzü boyarken, bizler ruhumuzun kadim ve hüzünlü aynasını bulmakla mükellefiz. Ancak o zaman sevmek, bir tüketim nesnesi olmaktan çıkıp bir varoluş mucizesine dönüşür.

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz Dinç

( Aynadaki Yankı başlıklı yazı Derya Deniz Dinç tarafından 25.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu