İnsan İnsanın Yurdu Olunca
Şehir,
sanki içindeki insanları yutmak için tasarlanmış devasa bir makine gibiydi.
Herkes bir yerlere yetişiyor, kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor, nezaket
ise "zaman kaybı" olarak görülüyordu.
Ahmet,
bu şehrin en kuytu sokağında eski ayakkabıları tamir ederek geçiniyordu. Bir
Salı akşamı, dükkânını kapatmaya hazırlanırken kapı hızla açıldı. İçeriye,
pahalı takım elbisesinden kibir akan genç bir adam girdi.
"Bunu
hemen tamir et," dedi adam, masaya gümüş bir köstekli saat bırakarak.
"Maddi değeri umurumda değil, ama manevi bir önemi var. Yarın sabah almam
lazım."
Ahmet
gözlüğünü düzeltti. "Evlat, ben ayakkabı tamir ederim. Saatçi
değilim."
Genç
adam masaya bir tomar para bıraktı. "Herkesin bir fiyatı vardır. Sen
sadece yap."
Ahmet
paraya bakmadı bile. Saati eline aldı, kapağını açtı. Saatin içinde küçük bir
kazıma yazı vardı: "Zaman geçer, merhamet kalır." Saatin
zembereği kopmuş, içi tozlanmıştı. Ahmet, adamın gözlerindeki o bitmek bilmeyen
hırsı ve yorgunluğu gördü.
"Tamam,"
dedi Ahmet sessizce. "Yarın gel."
O
gece Ahmet hiç uyumadı. Ama saati tamir etmek için değil; dükkân dükkân gezip
tanıdığı eski bir saatçiyi ikna etmek için uğraştı. Saatçi; saati onardı, Ahmet
ise karşılığında en değerli deri işleme aletlerini ona verdi.
Ertesi
sabah genç adam geldi. Saat tıkır tıkır işliyordu. Masadaki paraya uzandı ama Ahmet
elini kaldırdı.
"Para
istemiyorum," dedi. Genç adam şaşırdı. "Neden? Dün akşam çok istekli
görünmüyordun."
Ahmet
hafifçe gülümsedi:
"Dün
akşam buraya geldiğinde sadece bir saati değil, nezaketini de bozmuş gibiydin.
Bu saati ben yapmadım, bir dosta en sevdiğim aletlerimi vererek yaptırdım.
İnsan kalabilmek, birinin işini parayla çözmek değil, o kişinin yükünü gönüllü
sırtlanmaktır. Paranı al ve git. Ama giderken şunu hatırla: Dünya seni sertleşmeye zorladığında, yumuşak
kalabilmek en büyük cesarettir."
Genç adam parayı cebine koydu, saati aldı
ve ilk kez Ahmet’in gözlerine bakarak hafifçe başını eğdi. Dükkândan çıktığında
adımları artık daha yavaştı…
Albert Camus "İnsanın gerçek yalanı, kendi kalbine karşı dürüst olmayışıdır.
“derken insanın kendine yabancılaşmamasını insan kalmanın temel şartı sayar.
Hızın, hırsın ve dijital gürültünün ruhumuzu kuşattığı bir çağda yaşıyoruz.
Her şeyin istatistiklere, rakamlara ve verimlilik tablolarına indirgendiği bu hengâmede,
belki de en büyük kahramanlık ne bir şehri fethetmek ne de zirveye
tırmanmaktır. Asıl büyük zafer, tüm bu mekanikleşmenin ortasında "insan kalabilmeyi" başarmaktır.
Peki, nedir gerçekten insan kalmak? Sadece biyolojik bir varlık sürdürmek
mi, yoksa vicdanın o ince sızısını her daim diri tutabilmek mi?
Günümüzde nezaket bir zayıflık, dürüstlük ise bir saflık gibi
algılanabiliyor. Oysa insan kalmak; bir başkasının acısını kalbinde duyabilmek,
birinin başarısıyla samimiyetle sevinebilmek ve en önemlisi, kimse izlemiyorken bile doğru olanı
yapabilmektir.
Dünyanın
sertliğine karşı kalbi yumuşak tutabilmek, bir zırh kuşanmaktan çok daha
zordur. Buna merhameti kaybetmemek
diyebiliriz. İnsan kalabilmek, sistemin bizi birer
dişli çarka dönüştürmesine izin vermeyip, o çarkların arasına biraz merhamet
serpiştirebilmektir. Ve merhamet acımak değil, acıtmamaktır.
Maddiyatın parıltısı
arasında, bir çocuğun gülüşündeki ya da bir dostun sükûtundaki derin anlamı
fark edebilmek ise anlamı aramaktır. Mükemmel
olma baskısına direnip, hatalarımızla ve kırılganlıklarımızla insan olduğumuzu
hatırlamakta kusurluluğu kabul
etmektir.
İnsan kalabilmek, rüzgâr ne yönden eserse essin, içimizdeki o kadim
pusulayı takip etme direncidir. Çıkar odaklı ilişkilerin, "önce ben"
diyen bencilliğin ve ekranların ardına gizlenen duyarsızlığın panzehiri; diğerkâmlıktır. Birinin gözyaşına mendil
olabilmek, adaletsizliğin karşısında dilsiz kalmamak, ruhun paslanmasını
önleyen yegâne eylemdir.
"İnsan, insanın kurdudur" diyenlere inat; insan, insanın yurdu
olabildiğinde gerçek kimliğine kavuşur.Hayat bittiğinde geriye kalan, ne banka
hesaplarımız ne de unvanlarımız olacak. Geriye sadece dokunduğumuz kalpler,
iyileştirdiğimiz yaralar ve nezaketle bıraktığımız izler kalacak. İnsan
kalabilmeyi başarmak, aslında kendi özümüze verdiğimiz bir sadakat sözüdür.
Dünyayı değiştiremeyebiliriz belki, ama dünyanın bizi değiştirmesine izin
vermeyerek en büyük devrimi başlatabiliriz.
Dünya zaman zaman yorgun ve gri görünebilir; ancak bu tabloyu
renklendirecek fırça darbesi hala bizim elimizde. İnsan kalabilmeyi başarmak,
aslında bir vazgeçiş değil, bir seçimdir. Her
sabah uyandığımızda, nezaketi, anlamı ve umudu yeniden seçme şansına sahibiz.
Bu, imkânsız bir ideal değil; küçük ama kararlı adımlarla örülen bir yaşam
sanatıdır.
Hızın içinde kaybolmak yerine,
anın tadını çıkaracak küçük molalar yaratmalıyız. Bir kahvenin kokusunu duymak,
gökyüzüne bakmak bizi biyolojik ve ruhsal köklerimize bağlar. Sosyal medyadaki
"beğeni" sayıları yerine, göz göze gelinen derin sohbetlerin sayısını
artırmak ise ruhu iyileştirir.
İnsan kalmak, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir umut etme eylemidir. Çevremizdeki
her olumsuzluğa "rağmen" iyi kalmayı seçtiğimizde, sadece kendimizi
değil, çevremizdeki onlarca insanı da sessizce iyileştiririz. Bir kişinin
yaktığı ışık, yanındakinin kandilini tutuşturur ve sonunda karanlık, kendi
sessizliğinde kaybolur.
Zorluklar olacaktır, evet; ama insanın içindeki o kadim iyilik tohumu, her
türlü betonu çatlatıp yeşerecek güce sahiptir. Biz yeter ki o tohumu sulamaktan
vazgeçmeyelim.
"Kötülüklerin
kaynağı olan cehli yenmek, insan
olmanın ilk adımıdır." Diyor Platon (Eflatun)… O halde Platon’a göre;
cehaleti (cehli) yenemeyen bir kişi, insanlık erdemlerine ulaşamaz. Bilinçli ve
sistematik bir şekilde cehalete sürüklenen dünya da bunu başarmamız mümkün
müdür? Bir öğretmen olarak cahilin yenildiğini görmedim ama cehaletin
yenilebileceğini biliyorum.
Ben umudumu kaybetmedim.
Kaybetmeyen herkesin elimi tutmasını diliyorum. Hepsi bu…
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ
(Diğerkâmlık, kişinin kendi menfaatleri gibi
başkalarının menfaatlerini dikkate almasını içeren genel ahlaki bir erdem olarak kabul edilir (Scott ve Seglow,
2007, s. 2). Bu nedenle ötekini ahlaken ciddiye ve dikkate almayı ifade eder.)
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.