Mecburiyetin Doğurduğu Anka Kadın
MECBURİYETİN
DOĞURDUĞU ANKA: KADIN
Gece kapkara
bir tül gibi köyün üzerine çöktüğünde, Elif’in nasırlı elleri hâlâ hamur
teknesindeydi. Gaz lambasının cılız ışığında titreyen gölgesi duvarda
devleşirken, henüz yirmi yaşında olmasına rağmen gözleri bin yıllık bir
hikâyeyi fısıldıyordu. O akşam, kucağında ateşi yükselen evladıyla fırtınanın
ortasında yalınayak koşarken, rüzgâr yüzünü bir kırbaç gibi dövüyordu. Ayakları
taşa takılıp kanadığında sustu; canı yandığı için değil, durmaya hakkı olmadığı
için... O gece Elif, güçlü olmayı seçmedi; evladının nefesi kesilmesin diye
güçlü olmaya mahkûm edildi.
Dünyanın hangi
koordinatına giderseniz gidin, kadının hikâyesi hep aynı yerden kanar. Bizler,
sabah uyandığında aynada kendine gülümseyen, sadece çiçekleri sulayıp şiir
okumak isteyen insanlar olarak doğarız. Hiçbir kız çocuğu, "Büyüyünce
acıya karşı zırh kuşanacağım," hayaliyle büyümez. Ancak hayat, narin
hayallerin üzerine gri bir perde çeker ve şartlar bir mengene gibi ruhumuzu
sıkıştırdığında, narin çiçeklerin arasından çelikten bir irade fışkırır. Güçlü
olmak, bizim için bir tercih değil, bir hayatta kalma refleksidir.
İnsanoğlu sanır
ki acı sadece tüketir. Oysa kadın için acı, ham ruhu eriten, saflaştıran ve onu
yenilmez bir iradeye dönüştüren bir ateştir. Acı çektikçe, ruhumuzu hapseden
görünmez prangalardan kurtuluruz; çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir
kadından daha özgür kimse yoktur. Ve esasında; acı çektikçe özgürleşiriz.
Bugün dünyanın
dört bir yanında, bir gökdelenin kırkıncı katında proje çizen mimar kadından,
tarlada toprağı çapalayan kadına kadar herkes aynı kökten beslenir. Şantiyede
varlığını kabul ettirmeye çalışan kadın mühendisin direnci de, yıkılmış bir
kentin molozları arasında çocuklarını koruyan annenin siperi de aynıdır. Kadın
doğulmaz, yaşanmışlıklarla, her bir yaranın kabuğundan yeni bir zırh örerek
kadın olunur.
Bizler,
sabahları bir fincan kahve eşliğinde huzurla camdan bakmayı, sadece bir çiçeğin
soluşuna üzülmeyi, yük taşımayan narin omuzlara sahip olmayı isterdik. Ama
dünya bize bu lüksü tanımadı. Bizi ateşin içine attılar, biz de o ateşten
yeniden doğduk. Kadınların ellerindeki nasır, yüreklerindeki yara ve
gözlerindeki çelik bakış; bir tercihin değil, bir zorunluluğun eseridir. Biz
güçlü olmak zorunda kaldık çünkü zayıf olma hakkımız elimizden alındı.
Ömrüm boyunca
hep o cümleyi duydum: “Ne kadar güçlüsünüz Deniz Hanım...”. Bunu her duyduğumda
garip bir nazar eylerim yüzlerine. Yapmayın, bu cümleyi hiçbir kadına
söylemeyin istirham ediyorum. Zira bu gezegende var olan hiçbir kadın güçlü
olmayı seçmiyor, güçlü olmak zorunda kalıyor. Anlaşılmayı hiç beklemedik;
sadece yaşatılmayı, saygı duyulmayı ve kendi rengimizde var olmayı istedik.
"Anladım seni," diyecek seslerin çoğalması
dileği ile…
Aşk ile eyvallah…
Derya Deniz DİNÇ
- Yorumlar 15
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.