Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 7.03.2026
Dünyanın en büyük trajedisi, bir adamın çıkıp bir avuç
toprağın etrafına ilk çiti diktiği uğursuz sabah başladı. O çit sadece
mülkiyeti belirlemedi; insanı insandan, merhameti topraktan ayırdı. "Burası benim" diyen kibirli ses, aslında
kapitalizmin ve emperyalizmin ilk ilmeğini attı. Aidiyet dediğimiz masum sığınma ihtiyacı, vatan kavramının
arkasına gizlenen devasa kartellerin ve silah tüccarlarının elinde bir imha
silahına dönüştü. Bugün Filistin’de yaşana
sistematik soykırım, tam da ilk çitin bugünkü kanlı meyvesidir.
"Dünyada ne harika kazanılmış bir savaş, ne de berbat
imzalanmış bir barış vardır," diyor Roosevelt. Ama Gazze’de
gördüğümüz şey bir savaş değil; modern dünyanın gözü önünde işlenen, çocukların
hayallerini enkaz altında bırakan bir haysiyet sınavıdır. İsrail ve ABD yönetimlerinin kirli ittifakı, sadece toprak
değil, insanlık onurunu da çiğniyor. CIA ve MOSSAD’ın karanlık
dehlizlerinde; Epstein davası gibi iğrenç
pazarlıkların ve şantajların üstünü örtmek için Ortadoğu’yu ateşe atan
yönetenler, halkları birbirine kırdırırken aslında kendi bekalarını koruyorlar.
İran üzerinden çalınan savaş tamtamları, kirli
labirentlerin deşifre olmasından duyulan korkunun yankısıdır.
Bilim namına üretilen akıllı füzelerle bebekleri katledenler,
sonra gidip dinamiti icat eden adamın adıyla "Nobel Barış Ödülü"
vererek dünyayı uyutuyorlar.
Bu ne büyük bir ikiyüzlülük, ne acı bir
"pıar" çalışmasıdır!. İnsanların en hassas
yerlerini; vatanla, dinle kaşıyıp onları bozuk para gibi harcayan bu sistemin
karşısında dik duran nadir sesler de var. Bugün
pek çok ülke "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyerek kafasını
kuma gömerken, İspanya’nın Filistin’i bir devlet olarak tanıyan soylu duruşu ve
ABD’ye karşı "savaş çözüm değildir" diye haykırması, insanlığın henüz
ölmediğinin kanıtıdır. İspanya ve Türkiye
arasında kurulan vicdan köprüsü, bu karanlık çağda soylu bir direniştir.
Yoluna kurban olduğum, canım memleketimin insanları;
merhametin acıtmamak olduğunu ve muhteşem bir sağduyuya sahip olduğunu bir kez
daha dünyaya haykırdı. İşte halkımın İspanya’ya
sahip çıkmasının ardında bu var.
Tarih
bu ikiyüzlülüğü unutmayacak. İran’ın Minab kentindeki kız okulunda, ders kitaplarının
üzerine 180’e yakın masumun kanı sıçradığı günlerde; Melania
Trump’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki kürsüye çıkıp "Eğitim
Yoluyla Barış" (Peace Through Education) başlıklı bir konuşma yapması,
tarihin en büyük ve en soğuk ironilerinden biri olarak kayda geçti. Bombalar altında can veren çocukların yasını tutan aileler
varken; o kürsüde yapay zekânın eğitimdeki faydalarından, teknolojinin barışa
hizmet etmesinden bahsediyordu. İran'daki okul saldırısına dair tek bir
kelime etmedi, somut bir kınama dile getirmedi. Utanmadı,
arlanmadı. A.B.D. vitrin olarak neden Melania Trump’ı seçti? Güzel bir kadın olduğu için mi? Parçalanmış sırt çantalarındaki taze kan kokusunu, cilalı
cümleler bastırmaya yetmiyor.
Peki ya
o çocuklar? Savaşla büyüyen, babasının parçalanmış
ceketine sarılıp sabahı bekleyen o yetimlerin travmasını hangi antlaşma
onarabilir? O çocuklar yarın nasıl sağlıklı birer yetişkin olacak? Ya namusları, haysiyetleri ve hayatları kanlı çarkların
arasında ezilen kadınlar? Kadınların onurunun
hiçe sayıldığı, çocukların okul sıralarında değil de kefenlerde yan yana
dizildiği bir dünyada hangi zaferden bahsedilebilir?
Benim nefretim o toprakların halklarına değil; bu kanlı
tiyatroyu yönetenlere, masalarda insan hayatını birer istatistiğe
indirgeyenleredir. Her çocuk feryadında, her kadının sönen ferinde biraz daha
eksiliyoruz. Zafer naraları atanların kılıçları
ne kadar parlıyorsa, insanlığımız o kadar kararıyor demektir. Kendi
adıma bin kez, milyon kez A.B.D. ve İsrail’i yönetenleri lanetliyorum. Ya siz?
Aşk ile
eyvallah.
D. Deniz
DİNÇ
Yazarın
Önceki Yazısı