Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 11.03.2026
Vaktiyle
memleketin dağ köylerinden birinde, her sabah gün doğarken sokağının başındaki
eski çınar ağacını sulayan yaşlı bir adam varmış. Köylüler şaşkınlıkla izlermiş
onu; çünkü çınar zaten asırlıkmış, kökleri toprağın en derin sularına çoktan
ulaşmış. Bir gün sormuşlar: "Be hey ihtiyar, bu koca ağacın senin suyuna
mı ihtiyacı var? Neden her gün kendini yoruyorsun?". Yaşlı adam, elindeki
ibriği yavaşça yere bırakmış, ağacın gövdesine nasırlı elleriyle dokunarak
şöyle demiş: "Bu ağaç benim suyuma muhtaç değil evlat, ama ben bu ağacın
gölgesine borçluyum. Babam bu gölgede dinlendi, ben burada büyüdüm. Su vermek
ağacı doyurmak için değil, benim gönlümdeki borcu taze tutmak içindir.".
Şimdilerde
yaşlı adamın ibriği kırık, çınarın gölgesi ise beton yığınlarının soğukluğunda
kaybolmuş bir sızı... Modern zaman dedikleri devasa öğütücü, bize önce hızla
tüketmeyi, sonra da kolayca vazgeçmeyi öğretti. Eskiden bir selamın, bir fincan
kahvenin kırk yıl hatırı vardı; çünkü o zamanlar insanın sözü, kâğıda dökülmüş
mühürlü bir senetten daha geçerliydi. Şimdilerde ise her şey bir parmak ucu
kadar yakın, ama bir o kadar da uçucu. İnsanlar birbirinin hayatına bir fırtına
gibi girip, hiçbir iz bırakmadan, sadece bir enkaz yığını bırakarak çıkıp
gidiyorlar.
Sahi,
gidenlerin ardından kalan buz gibi boşluk mu daha ağırdır, yoksa kalanların
dipsiz vefasızlığı mı? Boşluk bir şekilde dolar, zaman keskin uçları törpüler
belki. Ama vefasızlık, insanın ruhunda onarılması imkânsız bir gedik açar. Bir
zamanlar omuz omuza yürüdüğünüz, acınızı bölüştüğünüz insanların sizi birer
eskimiş eşya gibi kenara bırakması, modern çağın en büyük vebasıdır. Unutmamalı
ki; vefa, yalnızca bir hatırlayış değil, dilden dökülen bir selamın kırk yıllık
menzilini yorulmadan takip edebilme asaletidir.
Tolstoy’un
dediği gibi: "Vefa, arkanda bıraktığın yolu unutmamaktır.". Biz yolu
unuttuk. Nereden geldiğimizi, kimin elini tutarak ayağa kalktığımızı unuttuk. Oysa
vefa bir duruştur, bir insan olma haysiyetidir. Bir öğretmenin öğrencisindeki
emeği, bir dostun bir diğerindeki sırrı, memleketin toprağına duyulan
bağlılık... Hepsi vefanın kayıp alfabesinin birer harfidir.
Bugün, elimizde
kalan son kalelerimizden biridir bu duygu. Eğer onu da kaybedersek, sadece
geçmişimizi değil, gelecekte birbirimizin gözlerindeki eski tanışıklığı da
kaybedeceğiz. Belki de yeniden başlamak gerek; bir selamın hatırını sayarak,
bir fincan kahvenin buğusunda geçmişin emeğine selam durarak... Çünkü insan,
sadece birinin hafızasında vefayla yer bulduğunda gerçekten yaşamış sayılır. Hayatın
süzgecinden geçerken toyluğumuzun savruk terk edişlerini geride bırakıp,
tecrübenin ağır ama onurlu sadakatine sığınmalıyız. Yoksa bu gürültülü dünyada,
sessizce silinip gideceğiz.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ
Yazarın
Önceki Yazısı