Gölgeler Alfabesi
Batan ne varsa, dilimde bir pas tadı bıraktı;
Yıldızı söken gece, güneşi de harcadı oysa.
Gümüş bir ay gördüm, göğün göğsünde yaraydı;
Anladım, sönen bir fenerle yürünmez bu boşlukta.
Ben İbrahim’i değil, önce o ateşi dinledim;
Kendi hırsından utanan, buz kesilen alevleri.
Kuyuya Yusuf’tan önce ben düştüm de anladım:
Karanlık, meğer ışığın bilmediği bir dildi.
Yakup’un elindeki kumaş değildi dirilten,
Zamanın kokusuydu, kör gözlere sızan.
Zindan dedikleri, demir parmaklıklar değil,
Ruhun kendi etrafına ördüğü o devasa yalandı.
Musa’nın asası vurunca denizin kalbine,
Su, iki duvar değil, iki korku oldu iki yanda.
Nuh’un gemisi tahtadan yapılmamıştı;
Yalnızlıktı dalgalarla boğuşan o koca tufanda.
Kayalardan sızan o ürkek ve öksüz hayat,
Taştan kalbimize verilmiş en ağır dersti.
Savrulup giden o kibirli kulelerin üstüne,
Rüzgâr bir ceza değil, bir ayna gibi esti.
Yanan şehirlerin küllerinden geriye kalan,
Hevesin insanı kül ettiği o dipsiz ve hırslı nefisti.
Hira’da yankılanan o ilk ve ürpertici nefes,
Zamanın nabzını sonsuza dek değiştiren şeydi.
Tenimizdeki yara, sabrın coğrafyası şimdi;
İçimizdeki balık, etten ve kemikten bir tekne.
En heybetli tahtlar, karıncanın ayak sesinde erir;
Çünkü sükût, sığmaz hiçbir kelimeye.
Beşikteki kelam asırları yırtıp geçerken,
Yüzyıllık uykular, zamana çekilen bir setti.
Medine yolundaki o tozlu hicret,
Kalbi etten bir kale yapma gayretiydi.
Şimdi ne bir kuyu ararım, ne gömlek, ne deniz;
Hepsi tek bir harfin kırık dökük heceleri.
Batanlar bitti, sönenler çekildi sahneden,
Geriye sadece her şeyi yutan o mutlak gece kaldı.
Ve o gecenin tam kalbinde,
Bütün kıssaların sustuğu,
Sözün kendi etiyle beslendiği yerde;
Yüzümdeki küller,
İçimdeki bütün o kırık aynalar,
Yalnız Sana uyandı.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.