Tarımın Ve Şehirlerin Gelişiminden Devletin, Demokrasilerin İzimlerin Eşitsizliği*
Nedense bir türlü anlayan olmuyor, olmasını istediğimiz
bereketli kazanç olmuyor. Alın teriyle çalışan insanımız, çırpınan yüreğimin
ellerinden tutup toprağa serpip hasadını yaptıktan sonra bereketli kazancı bir
türlü elde edemiyor. Güzel bir kazancı istemeyen o kadar içimizde vicdansızlar
var ki, bunu da anlayamıyorlar! Nedenlerle boğuşurken yeniden başlangıç yapmam
için daha fazla çalışıyor, üretiyor ama olmuyor. Üstelik çok da fazla para
isteklisi değil, ailesini geçindirecek alın terinin karşılığını almayı istiyor.
Desem de bunun için gece gündüz endişe içinde çırpınan bir yüreği var,
hissediyorum onu sol yanımda. Ben taşıyorum çünkü benden daha iyi kimse bilemez
çırpınan bu yüreği. Her gün mütemadiyen inliyor içten içe sessizce. “Az sakin
ol, elbet telaşa gerek yok” diye inandığım cümleleri sarf etsem de sırf o
cesaret toplasın diye ona fısıldıyorum. “Sana inanıyorum, ama senden
sonrasındaki insanlara inanmıyorum” diyor da başka bir şey demiyor. Neydi
böylesine etki eden? Az araştırarak, okuyarak alıntılarla ya da tam metinleri
alarak öğrenelim mı?
Tarımın ve şehirlerin gelişimi, insanlık tarihinin en önemli
dönüm noktalarından biridir. İnsanlar, avcı-toplayıcı yaşam tarzından yerleşik
hayata geçiş yaparak, tarım devrimi ile birlikte toprağı ekip biçmeye
başladılar. Bu dönüşüm, sadece ekonomik yapıyı değil, aynı zamanda sosyal ve
politik yapıları da kökten değiştirdi. İlk tarım yerleşimleri, Bereketli Hilal
olarak bilinen Mezopotamya, Nil Nehri Vadisi ve İndus Vadisi gibi bölgelerde
ortaya çıktı. Bu bölgelerde, tarımın sunduğu gıda fazlası, nüfusun
artmasına ve köylerin gelişmesine olanak tanıdı.
Şehirlerin ortaya çıkışı, tarımın getirdiği üretim fazlasının
bir sonucuydu. İnsanlar, tarım sayesinde daha fazla gıda üretebiliyor ve bu
gıdayı depolayabiliyordu. Bu durum, nüfusun artmasına ve insanların daha büyük
topluluklar halinde yaşamalarına olanak tanıdı. İlk şehirler, ticaret, zanaat
ve savunma gibi çeşitli fonksiyonlarla donatılmıştı. Örneğin, Sümerler
döneminde şehirler, tapınaklar, saraylar ve surlarla çevriliydi ve genellikle
bir ziggurat (tapınak kulesi) etrafında inşa edilirdi.
Devletin ve demokrasinin kökenleri de bu dönemde atıldı. İlk
şehir devletleri, merkezi otoriteler ve hiyerarşik yapılar oluşturarak,
toplumsal düzeni sağlama amacı güttü. Bu yapılar, zamanla daha karmaşık hale
geldi ve büyük imparatorlukların temelini oluşturdu. Antik Yunan’da, şehir
devletleri (polisler) önemli bir rol oynadı. Atina, demokrasi ile
yönetilen ilk şehirlerden biri olarak tarih sahnesine çıkarken, Sparta askeri
disiplini ile ün kazandı.
Eşitsizliğin kökenleri ise, tarım ve şehirleşme ile birlikte
ortaya çıktı. Tarımın getirdiği üretim fazlası, mülkiyet kavramını doğurdu ve
bu da toplumsal sınıfların oluşmasına yol açtı. Zamanla, bazı bireyler ve
gruplar, diğerlerinden daha fazla kaynak ve güç biriktirdi. Bu durum, toplumsal
eşitsizliklerin temelini oluşturdu. Rousseau’nun da belirttiği gibi, en
güçlü olan kimse hâkimiyeti de o kuracaktı ve bu da eşitsizliğin artmasına
neden olacaktı.
Tarım devrimi, insanların doğa ile olan ilişkisini kökten değiştirdi.
İnsanlar, doğayı kontrol altına alarak, tarım yoluyla gıda üretimini
artırdılar. Bu süreç, aynı zamanda insanların doğa üzerindeki etkisini de
artırdı. Tarım, ormanların yok edilmesine, toprak erozyonuna ve su
kaynaklarının tükenmesine yol açtı. Bu durum, çevresel sorunların da temelini
oluşturdu. İnsanlar, doğayı kontrol altına alırken, aynı zamanda doğanın
dengesini de bozdu.
Şehirlerin gelişimi, insanların sosyal ve kültürel yapısını
da değiştirdi. Şehirler, insanların bir araya gelerek, bilgi ve kültür
alışverişinde bulunmalarına olanak tanıdı. Bu durum, bilim, sanat ve
teknolojinin gelişmesine katkı sağladı. Şehirler, aynı zamanda insanların
sosyal ilişkilerini de değiştirdi. Şehirlerde, insanlar daha karmaşık sosyal
yapılar içinde yaşamaya başladılar. Bu durum, sosyal ilişkilerin ve toplumsal
normların da değişmesine yol açtı.
Devletin oluşumu, insanların toplumsal düzeni sağlama
çabalarının bir sonucuydu. İlk devletler, merkezi otoriteler ve hiyerarşik
yapılar oluşturarak, toplumsal düzeni sağlama amacı güttü. Bu yapılar, zamanla
daha karmaşık hale geldi ve büyük imparatorlukların temelini oluşturdu.
Devletler, aynı zamanda insanların güvenliğini sağlama ve adaleti tesis etme
amacı güttü. Bu durum, hukukun ve adalet sistemlerinin gelişmesine katkı
sağladı.
Demokrasinin kökenleri, insanların toplumsal düzeni sağlama
çabalarının bir sonucuydu. İlk demokratik yapılar, insanların eşitlik ve adalet
arayışlarının bir sonucuydu. Antik Yunan’da, şehir devletleri (polisler) önemli
bir rol oynadı. Atina, demokrasi ile yönetilen ilk şehirlerden biri olarak
tarih sahnesine çıkarken, Sparta askeri disiplini ile ün kazandı. Demokrasi,
insanların eşitlik ve adalet arayışlarının bir sonucuydu ve bu arayış, zamanla
daha karmaşık ve gelişmiş demokratik yapılar oluşturdu.
Eşitsizliğin kökenleri, tarım ve şehirleşme ile birlikte
ortaya çıktı. Tarımın getirdiği üretim fazlası, mülkiyet kavramını doğurdu ve
bu da toplumsal sınıfların oluşmasına yol açtı. Zamanla, bazı bireyler ve
gruplar, diğerlerinden daha fazla kaynak ve güç biriktirdi. Bu durum, toplumsal
eşitsizliklerin temelini oluşturdu. Rousseau’nun da belirttiği gibi, en güçlü
olan kimse hâkimiyeti de o kuracaktı ve bu da eşitsizliğin artmasına neden
olacaktı.
Sonuç olarak, tarımın ve şehirlerin gelişimi, devletin, demokrasinin ve eşitsizliğin kökenlerine dair derin izler bırakmıştır. Bu süreçler, insanlık tarihinin seyrini belirlemiş ve günümüz toplumlarının temel yapı taşlarını oluşturmuştur. İnsanlık, bu dönüşümler sayesinde büyük ilerlemeler kaydetmiş, ancak aynı zamanda yeni sorunlarla da yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle, geçmişi anlamak, geleceği şekillendirmek için kritik bir öneme sahiptir. Devletler, tarım ve şehirleşmenin getirdiği zenginliklere göz dikerek, insanların ürettiklerine ve kazançlarına el koymaya başladılar. Bu süreç, zamanla diktatörlüklerin ortaya çıkmasına ve halkın özgürlüklerinin kısıtlanmasına yol açtı. Günümüzde de benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Modern devletler, çeşitli vergiler ve düzenlemelerle bireylerin ekonomik özgürlüklerini sınırlayabiliyor.
Demokrasi, her ne kadar halkın yönetimde söz sahibi olmasını amaçlasa da, çoğu zaman eşitsizliklerin önüne geçemiyor. Zengin ve güçlü kesimler, siyasi ve ekonomik sistemleri kendi lehlerine kullanarak, toplumdaki eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Bu durum, halkın ürettiği değerlerin adil bir şekilde paylaşılmasını engelliyor. Sonuç olarak, tarımın ve şehirlerin gelişiminden bu yana, devletin ve demokrasinin rolü, insanların ürettiklerine ve kazançlarına el koyma eğiliminde olmuştur. Bu eğilim, günümüzde de devam etmekte ve eşitsizliklerin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, daha adil ve eşitlikçi bir toplum için, bu sorunların üzerine eğilmemiz ve çözüm yolları aramamız gerekmektedir. Kaynak yazının sonunda belirtilmiştir.
2
Bir zamanlar, bereketli toprakların ortasında küçük bir köy vardı. Bu köy, insanların avcı-toplayıcı yaşam tarzından yerleşik hayata geçiş yaptığı ilk yerlerden biriydi. Köyün sakinleri, toprağı ekip biçmeye başladıklarında, hayatlarının kökten değişeceğini bilmiyorlardı. Tarım devrimi, sadece ekonomik yapıyı değil, aynı zamanda sosyal ve politik yapıları da değiştirecekti. Köyün lideri, bilge ve ileri görüşlü bir adamdı. İnsanlara, tarımın sunduğu gıda fazlasının, nüfusun artmasına ve köyün büyümesine olanak tanıyacağını anlattı. İlk başta, insanlar bu yeni yaşam tarzına alışmakta zorlandılar. Ancak zamanla, tarımın getirdiği bolluk ve güvenlik, onları bu yeni düzene adapte olmaya teşvik etti.
Köy büyüdükçe, insanlar daha büyük topluluklar halinde yaşamaya başladılar. Bu durum, ticaretin, zanaatın ve savunmanın önemini artırdı. Köy, zamanla bir şehre dönüştü. Şehirde, tapınaklar, saraylar ve surlar inşa edildi. Şehir, bir ziggurat( antik Mezopotamya’da inşa edilen piramidal basamaklı tapınak kulelerine verilen isimdir.)etrafında şekillendi ve bu ziggurat, insanların inançlarının ve kültürlerinin merkezi haline geldi. Şehir büyüdükçe, toplumsal düzeni sağlamak için merkezi otoriteler ve hiyerarşik yapılar oluşturuldu. İlk şehir devletleri, bu yapılar sayesinde toplumsal düzeni sağlama amacı güttü. Zamanla, bu yapılar daha karmaşık hale geldi ve büyük imparatorlukların temelini oluşturdu. Şehirde, insanlar güvenlik ve adalet arayışındaydı. Bu arayış, hukukun ve adalet sistemlerinin gelişmesine katkı sağladı.
Ancak, tarımın ve şehirleşmenin getirdiği üretim fazlası,
toplumsal eşitsizliklerin de temelini oluşturdu. Tarımın getirdiği bolluk,
mülkiyet kavramını doğurdu ve bu da toplumsal sınıfların oluşmasına yol açtı.
Zamanla, bazı bireyler ve gruplar, diğerlerinden daha fazla kaynak ve güç
biriktirdi. Bu durum, toplumsal eşitsizliklerin artmasına neden oldu.
Şehirde yaşayan genç bir adam, bu eşitsizliklere karşı mücadele etmeye karar verdi. O, insanların eşitlik ve adalet arayışlarının bir temsilcisi oldu. Genç adam, şehirdeki insanlara, demokrasinin ve eşitliğin önemini anlattı. Onlara, herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini ve adaletin sağlanması için birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi. Genç adamın çabaları, şehirde büyük bir değişim yaptı. İnsanlar, onun liderliğinde, eşitlik ve adalet için mücadele etmeye başladılar. Şehirde, demokratik yapılar oluşturuldu ve insanlar, kendi yöneticilerini seçmeye başladılar. Bu süreç, şehirdeki toplumsal düzenin ve adaletin sağlanmasına katkı sağladı.
Ancak, genç adamın mücadelesi kolay olmadı. O, birçok zorlukla karşılaştı ve birçok kez hayal kırıklığına uğradı. Ancak, o, asla pes etmedi. O, insanların eşitlik ve adalet arayışlarının bir sembolü oldu ve şehirde büyük bir değişim sürecini başlattı. Sonuç olarak, tarımın ve şehirlerin gelişimi, devletin, demokrasinin ve eşitsizliğin kökenlerine dair derin izler bıraktı. Bu süreçler, insanlık tarihinin seyrini belirledi ve günümüz toplumlarının temel yapı taşlarını oluşturdu. İnsanlık, bu dönüşümler sayesinde büyük ilerlemeler kaydetti, ancak aynı zamanda yeni sorunlarla da yüzleşmek zorunda kaldı. Bu nedenle, geçmişi anlamak, geleceği şekillendirmek için kritik bir öneme sahiptir. Sahiptir de karnı tok olan aç zenginleri doyuramadıktan sonra ne yapsak boş oluyor. Emek ve çaba dünyayı alın teriyle dolaştı durdu, lakin alın terine önem vermeyen, aç canavar kılıklı, insana benzer ama insan olmayanlar türedi. Bunlar devleti yöneten kademelerde söz sahibi iken, derin iç çekerek alın terinin karşılığını alacak insanımızın ne ahı duyuldu ne de alın terinin karşılığı verildi. İnsanda vicdan denilen mahkeme olmadıktan sonra, ne yaparsa yapsın çalışan, üreten kazancının karşılığını alamıyor maalesef, vesselam.
Mehmet Aluç
Kaynak: Coğrafyacı,
coğrafya öğretmeni, evrim ağacı, akıl fikir, youtube, dergi park.
Başlık “ *Her
Şeyin Şafağı” “David Graeber ve David Wengrow” Kitabın tanıtım sayfasından
seçilerek alınmıştır.
Görsel alıntıdır.