Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Adını Unutan Kadın-16

Adını Unutan Kadın-16

Göğsünün üzerinde birikip ıslak bir iz bırakan her damla, onu hayata bağlayan bir bağ değil, hayattan kopan bir tel gibiydi. 
Soğuktu, kesiciydi ve her damla, "Neden ben?" diye sormadan inen cevapsız bir soruydu.
Bu ağlayış öyle sessizdi ki, dışardan bakıldığında sıradan zannedilebilirdi. Ama içeride — iç dünyasında — bu gözyaşları, bir haykırışın çevirisiydi. 
Ve o an, Vedia’nın kalbi atmaya devam etse de onun içindeki “o eski kadın” yavaş yavaş daha derinlere gömülüyordu.
Bir hastane odasında değil yalnızca, kendi hayatının kıyısında hissetti kendini. Bir koltukta oturuyordu, evdeki eski kanepe — yıpranmış kumaşı, sırtına saplanan yayları, tam da iç dünyasını yansıtıyordu. 
Hayatı, yaşamakla yok olmak arasında bir geçiş çizgisi, belirsizliğin, yorgunluğun ve kararsızlığın kıyısında geziniyordu. Umutla karamsarlık, cesaretle yılgınlık arasında gidip gelen bir salınım yaşıyordu. 
Dışarıda soğuk bir Varşova akşamı, içeride sessizliğin içinde eriyen bir kadın. Buz tutmuş bir kalp, rüzgâr yerine sessizliğin estiği, zamanın bile donduğu bir oda, söylemek istedikleri dudağın eşiğinde çoktan donmuş kelimelerin görünmeyen ağırlığı çöküyordu üzerine. 
Yeni bir başlangıçla umudun kenarında ürkekçe gözyaşlarıyla bekleyen bir kadın. Ülkesinden, evinden, bedeninden hatta kendinden kopmuş içsel sürgün yaşayan bir kadın.
Dışarıda soğuk bir Varşova akşamı…
Sert havanın nefesi sokaklarda titriyor,
Işıklar donuk, adımlar ağır,
Gökyüzü gri, ağırlıkla bulutlar çöküyor...
 
İçeride ise zaman yavaş ilerliyor,
Sessizliğin derinliğinde eriyen bir kadın.
Nefesleri hafif, kelimeleri kayıp,
Gölgeler omuzlarına yorgun bir örtü seriyor.
 
Duvarlar anlatsın diye hikayeler fısıldıyor,
Ama kelimeler boğazında tutuluyor,
Bir zamanlar sıcak olan hayaller,
Şimdi buzla kaplı bir su gibi donuyor.
 
Ve o kadın, dışarıdaki soğukla değil,
İçindeki yalnızlıkla titriyor;
Varşova’nın donuk akşamında,
Kendi sessizliğinin içinde yavaşça eriyor.
Ne bir el vardı saçını okşayan, ne bir ses vardı "buradayım" diyen. Duvarlar kadar soğuk, eşyalar kadar hissizdi her şey. O an, dünyanın en kalabalık şehrinde bile olsa, yapayalnızdı. Ama bu yalnızlık sokaktaki bir başıboşluk değil, tanrısal bir terk edilişti. 
Acziyet, yalnız başına altına girilen bir tabuttu. Ve Vedia bu tabutun kapağını elleriyle kapatıyor gibiydi. 
Sahipsizlik, sadece bir "kimsesizlik" değildi. Sahipsizlik, bir adı taşıyamamaktı. Bir fotoğrafta eksik kalmaktı. Bir sofrada oturacak sandalyesi olmamaktı. Yaşarken ölmüş gibi, yaşarken unutulmuş gibi, yaşarken görünmez gibi olmaktı... Zihninde kendi cenazesine gelenleri düşündü. 
Kaç kişi haberdar olurdu? Kaç kişi “yazık oldu” derdi içinden, geçerken? Ve kaç kişi gerçekten acı çekerdi onun yokluğuyla? “Hiç kimse,” dedi sessizce. Ama sesi sadece kendine çarptı, geri dönmedi. Çünkü sahipsizlik, cevapsız duaların çoğaldığı bir mekândı. 
Orada ne Tanrı hemen cevap verir ne insan kolayca dayanırdı. Ama en çok da acizlik vardı işte. Kendi göğsünü tutarken, ellerinin titremesi değildi mesele. Kendi bedenine bile hükmedememekti. 
Orada, o an, bir kadın değildi artık. 
Bir hasta da değildi. Bir birey bile sayılmazdı. 
Orada yalnızca “eksilen” bir varlıktı. 
Sahipsiz, sessiz, kırılgan ve görünmez bir varlıktı.
...
Devamı var
...
Ga-310725
Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Adını Unutan Kadın-16

Adını Unutan Kadın-16

KOCAMANOĞLU KOCAMANOĞLU