Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 12.02.2026
Yazıya kısa bir anetdotla başlamak isterim. Merkez
ilçe İzmit’in Taşköprü havalisinin bir divanında (dağınık halde bulunan köylerin bir araya
gelmeleriyle oluşan bir idari birim.) çalışıyordum. Ilık bir sonbahar günüydü.
Okuluma müfettiş geldi. Teftiş bitti, okul paydos oldu. Müfettişle İzmit’e
giden dolmuşların kalktığı bölgenin merkez köyüne doğru yürüyorduk. Taşköprü
bölgesi oldukça geniş düz arazilerden oluşur. Bölgede onlarca divan vardır.
Müfettiş bir an sağ elini gözlerini alan güneşe siper yapış şu sözleri
söylediğini hala anımsarım: “ Kısa aralıklarla onlarca köy. Polis yok, karakol
yok. Bu insanlar güvenlik içinde nasıl yaşamışlar yıllardan beri…”
Köylerde
insanları barış içinde yaşatan köy kültürünün yaşıyor olmasıydı. Nişanlarda,
düğünlerde, bayram ve seyranlarda birlikte eğlenme halay çekmek, asker
uğurlamak, imece usulü birlikte çalışmak vazgeçilmez geleneklerdi. Halk
ozanlarının kış gecelerinde yaptıkları müzikle yüzyıllardan gelen bu kültürün
yaşamasına katkı sağlıyordu. Cenazelerde,
acı olaylarda acıları paylaşmak zorunluluk gibi bir şeydi. Büyüklere saygı,
küçüklere sevgi anlayışı yaşamın somutlaşmış ilkelerindendi. Bu örnekler köy
kültürünü oluşturan güzelliklerdi.
Göçlerin henüz başlamadığı yıllarda büyüklerin
yanında sigara içmek kesinlikle ayıptı, hoş karşılanmazdı. Hiçbir genç bu
eyleme tevessül etmezdi. Ulusal bayramlar köy okullarının önderliğinde coşkuyla
kutlanır. Mahalli kurtuluş günleri yine halkın coşkulu katılımıyla ilçe
merkezlerinde kutlanır, güreşler ve halk oyunları sergilenirdi.
Cumhuriyetin
ilanıyla birlikte okulsuz, öğretmensiz köylerimize devletimiz olanakları
zorlayarak köylerimizi okul ve öğretmene kavuşturma seferberliğine girdi. Büyük
çabalar sonucu başarı sağlandı. Yurdun en uzak köyüne bile öğretmen gönderildi.
Öğretmenler bir taraftan çocukları okuturken köylülerinde eğitimine katkı
sunuyordu. Okuma yazma bilmeyen halkın başvuracağı biricik yol gösterici
öğretmenlerdi. Büyükler için açılan Halk Mektepleri daha sonra okuma-yazma
kurları köylünün aydınlanmasının yolunun açılması için yürütülüyordu.
Köylerde okullara bayrağımızın dalgalanması,
İstiklal Marşının okunması ulusal birliğin sağlanmasına olanak sağlanıyordu.
Köylümüz böylece gelenek göreneklerini içselleştirip yılların birikimiyle
oluşan köy kültürünü özümseyip Nazım’ın dediği gibi “benim o kendi
kendimden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkım.” barış içinde yaşama olgunluğuna sahipti. Başı
dik, alnı açık, terini aşına karıp onuruyla, şerefiyle yaşayıp gidiyordu.
“Önce ekmekler bozuldu” sonrada “Tüfek icat
oldu metlik bozuldu.” Gerçi tüfek çoktan
icat olmuştu. Mertliği, ekmekleri, köyün bütünlüğünü bozan başka şeydi. Ve köylerde
nüfus artışı, işsizlik, şehirlerin cazibesi benzeri nedenlerle köylümüz adeta
istila orduları gibi büyük kentleri istila etti. Yorganını alan şehirlerin
yolunu tuttu. Mertliği bozan bu olgulardı.
Şehirlerde
varoşlar oluştu. Varoşlarda yaşamak durumunda kalan insanımız ne köy kültürünü
yaşatabildi ne de şehirli olabildi. Güzelim halk türküleri, içli şarkıların
(sanat müziği) yerini elektrosazlarla icra edilen arabesk müziği aldı.
Demokrasiye yapılan darbelerle sendikalar etkisizleştirildi. Zaten işçi
sınıfının yetesiye bilinçli olmaması sonucu, sarı sendikalar, sendika ağaları
bolca rol kaptı. Bu kez ortaya Marx’ın tanımladığı lümpen proletarya ortaya
çıktı. Şehirleri adeta işgal eden kalabalıklar muhafazakar yaklaşımla; kadın
cinayetlerine karışan, kişisel çıkarları için kavak yaprağı gibi hızlıca yön
değiştiren bu kitlenin alakası yoktu.
Tarihimizde
kültürümüzün önemli şahsiyetleri Mevlanalar, Hacı Bektaşi Veliler, Yunusların
kokusu bile hissedilmiyordu yeni oluşan yeşil alansız varoş kentlerinde.
Etkisizleştirilen sendikalardan oluşan boşluğu bu kez tarikat ve cemaatler
doldurdu. Birkaç gerçek tarikatın dışında sayıları hızla artan sözüm ona bu
dini yapıların kutsal dinimizle alakası yoktu. Biricik amaçları büyük bir
uygarlaşma projesi olan cumhuriyetimize, laik yapımıza ve Atatürk’e karşı
olmalarıdır. Sayıları milyonları bulan eğitim düzeyi düşük, uygarlıktan
nasibini almamış bu kitlenin eğitilip demokrasiye, cumhuriyete sadık hale
getirilmesi olanaksızdır.
Bu bakımdan Türk
kültürünü çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı hedef alanlar, Atatürk’ün izinden
yürümek O’nun dediği gibi “dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla yorulmazlar”
şiarıyla ilke edinmek zorundadırlar. Bütün yurtseverler aralarındaki anlaşmazlıklara
son vererek birlik içinde saflarını sıklaştırarak hedeflerine yürüme
olgunluğunu gösterirse o zaman demokrasiyi tüm kurumlarıyla işler hale
getirebiliriz.
Yazarın
Önceki Yazısı