Başsızlıksız

      Yazıya kısa bir anetdotla başlamak isterim. Merkez ilçe İzmit’in Taşköprü havalisinin bir divanında  (dağınık halde bulunan köylerin bir araya gelmeleriyle oluşan bir idari birim.) çalışıyordum. Ilık bir sonbahar günüydü. Okuluma müfettiş geldi. Teftiş bitti, okul paydos oldu. Müfettişle İzmit’e giden dolmuşların kalktığı bölgenin merkez köyüne doğru yürüyorduk. Taşköprü bölgesi oldukça geniş düz arazilerden oluşur. Bölgede onlarca divan vardır. Müfettiş bir an sağ elini gözlerini alan güneşe siper yapış şu sözleri söylediğini hala anımsarım: “ Kısa aralıklarla onlarca köy. Polis yok, karakol yok. Bu insanlar güvenlik içinde nasıl yaşamışlar yıllardan beri…”

 

        Köylerde insanları barış içinde yaşatan köy kültürünün yaşıyor olmasıydı. Nişanlarda, düğünlerde, bayram ve seyranlarda birlikte eğlenme halay çekmek, asker uğurlamak, imece usulü birlikte çalışmak vazgeçilmez geleneklerdi. Halk ozanlarının kış gecelerinde yaptıkları müzikle yüzyıllardan gelen bu kültürün yaşamasına katkı sağlıyordu.  Cenazelerde, acı olaylarda acıları paylaşmak zorunluluk gibi bir şeydi. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi anlayışı yaşamın somutlaşmış ilkelerindendi. Bu örnekler köy kültürünü oluşturan güzelliklerdi.

 

 Göçlerin henüz başlamadığı yıllarda büyüklerin yanında sigara içmek kesinlikle ayıptı, hoş karşılanmazdı. Hiçbir genç bu eyleme tevessül etmezdi. Ulusal bayramlar köy okullarının önderliğinde coşkuyla kutlanır. Mahalli kurtuluş günleri yine halkın coşkulu katılımıyla ilçe merkezlerinde kutlanır, güreşler ve halk oyunları sergilenirdi.

 

        Cumhuriyetin ilanıyla birlikte okulsuz, öğretmensiz köylerimize devletimiz olanakları zorlayarak köylerimizi okul ve öğretmene kavuşturma seferberliğine girdi. Büyük çabalar sonucu başarı sağlandı. Yurdun en uzak köyüne bile öğretmen gönderildi. Öğretmenler bir taraftan çocukları okuturken köylülerinde eğitimine katkı sunuyordu. Okuma yazma bilmeyen halkın başvuracağı biricik yol gösterici öğretmenlerdi. Büyükler için açılan Halk Mektepleri daha sonra okuma-yazma kurları köylünün aydınlanmasının yolunun açılması için yürütülüyordu.

 

 Köylerde okullara bayrağımızın dalgalanması, İstiklal Marşının okunması ulusal birliğin sağlanmasına olanak sağlanıyordu. Köylümüz böylece gelenek göreneklerini içselleştirip yılların birikimiyle oluşan köy kültürünü özümseyip Nazım’ın dediği gibi “benim o kendi kendimden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkım.”  barış içinde yaşama olgunluğuna sahipti. Başı dik, alnı açık, terini aşına karıp onuruyla, şerefiyle yaşayıp gidiyordu.

 

         “Önce ekmekler bozuldu” sonrada “Tüfek icat oldu metlik bozuldu.”  Gerçi tüfek çoktan icat olmuştu. Mertliği, ekmekleri, köyün bütünlüğünü bozan başka şeydi. Ve köylerde nüfus artışı, işsizlik, şehirlerin cazibesi benzeri nedenlerle köylümüz adeta istila orduları gibi büyük kentleri istila etti. Yorganını alan şehirlerin yolunu tuttu. Mertliği bozan bu olgulardı.

 

        Şehirlerde varoşlar oluştu. Varoşlarda yaşamak durumunda kalan insanımız ne köy kültürünü yaşatabildi ne de şehirli olabildi. Güzelim halk türküleri, içli şarkıların (sanat müziği) yerini elektrosazlarla icra edilen arabesk müziği aldı. Demokrasiye yapılan darbelerle sendikalar etkisizleştirildi. Zaten işçi sınıfının yetesiye bilinçli olmaması sonucu, sarı sendikalar, sendika ağaları bolca rol kaptı. Bu kez ortaya Marx’ın tanımladığı lümpen proletarya ortaya çıktı. Şehirleri adeta işgal eden kalabalıklar muhafazakar yaklaşımla; kadın cinayetlerine karışan, kişisel çıkarları için kavak yaprağı gibi hızlıca yön değiştiren bu kitlenin alakası yoktu.

 

Tarihimizde kültürümüzün önemli şahsiyetleri Mevlanalar, Hacı Bektaşi Veliler, Yunusların kokusu bile hissedilmiyordu yeni oluşan yeşil alansız varoş kentlerinde. Etkisizleştirilen sendikalardan oluşan boşluğu bu kez tarikat ve cemaatler doldurdu. Birkaç gerçek tarikatın dışında sayıları hızla artan sözüm ona bu dini yapıların kutsal dinimizle alakası yoktu. Biricik amaçları büyük bir uygarlaşma projesi olan cumhuriyetimize, laik yapımıza ve Atatürk’e karşı olmalarıdır. Sayıları milyonları bulan eğitim düzeyi düşük, uygarlıktan nasibini almamış bu kitlenin eğitilip demokrasiye, cumhuriyete sadık hale getirilmesi olanaksızdır.

 

Bu bakımdan Türk kültürünü çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı hedef alanlar, Atatürk’ün izinden yürümek O’nun dediği gibi “dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla yorulmazlar” şiarıyla ilke edinmek zorundadırlar. Bütün yurtseverler aralarındaki anlaşmazlıklara son vererek birlik içinde saflarını sıklaştırarak hedeflerine yürüme olgunluğunu gösterirse o zaman demokrasiyi tüm kurumlarıyla işler hale getirebiliriz.

 

       

( Başsızlıksız başlıklı yazı sahara tarafından 12.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu